"there are certain things in life where you know it's a mistake but you don't really know it's a mistake because the only way to know that it really is a mistake is to make that mistake and go, "yup, that was a mistake". so really, the bigger mistake would be to not make the mistake because then you'll go about your whole life not knowing whether it was a mistake or not."

6 Şubat 2014 Perşembe

come and take a walk on the wild side

http://grooveshark.com/#!/search?q=born+to+die

Büyüdükçe öğrendiklerim arasına gün geçmiyor ki bir yenisi daha eklenmesin. Hayat sen nasıl ilginç bir şeysin. 

Sabaha karşı yola çıkmanın verdiği his... Hani daha güneş doğmadan önce, ezanla uyandığınız zamanlar... Sizin de içinizde o garip duygu olur mu bilmiyorum. Garip derken tarifi kolay değil demek istiyorum. Sanki gizli ama kutsal bir şeyler yapıyormuşum hissi... Hayatın bir adım önüne geçmişim hissi... Her şey ve herkes uyurken uyanık olmak... Sanki biraz Tanrı'yı oynamak... Bu şarkının ben de yarattığı hissiyat tam da bu. Tüm popülerliğine inat...

"Wild Side"* Bilinmeyen, dokunulmamış, korkutucu, uzak, soğuk, sert... Ve o soğuk , vurucu gerçek görmezden geldiğimiz "we were born to die"** Belki de içten içe hala inanmıyoruzdur, algı seviyemizin dışındadır ölüm. Ne de olsa dünya üzerinde yaşayan hiçbir canlı henüz ölümü tatmadı. Her biri tadacak olsa da, her şey hala gelecek zamanda. Ve olmamış olan hala olmama ihtimalini taşır, bence.

Adım atmaya korktuğumuz gerçeklik aynı zamanda "wild side" Benim için dünyanın tüm bilinmeyen noktaları, köyleri, dağları, tepeleri ve tanınmamış insanları... 

Hayal etmesi bile zor... İnsan hayal etmediği bir şeye ulaşabilir mi? Hayır! Düşünmediğin bir şey var olabilir mi? Hayır! Olan şeylerin hepsi önceden düşünülmüş müdür? Evet! Neden? Çünkü bizler insanız ve belli bir algı seviyemiz var. Dayanılması mümkün olmayan acıya karşı beynimiz bile kendini kapıyor. Tahammül sınırlarının dışında olduğundan. Sınırlarımız var. 

Ve hayal etmek demek, o sınırlarda dolaşmak demek. Onları genişletmek demek. Bir balon gibi, her hayalle bir nefes daha büyüyor için... 

Algılarını aç! Hayal kur! Şimdi! Canlan!

*yabani /vahşi taraf
** Ölmek için doğarız

4 Şubat 2014 Salı

long time no see

Uzun zaman oldu yazmayalı.  Yaratıcılığımı mı kaybediyorum acaba? Sahip olduğumuz bir şeyi kaybetmenin mümkün olduğunu pek düşünmesem de... Hayat beni içine çekiyor, bir girdaptır gidiyor. Akışa direnmekle direnmemek arasındayım. 
YOUR PLAN vs REALITY
Gerçek her zaman daha güzel. Soyut değil somut şeyler üzerine konuşmak istiyorum artık. 
Daha sıkıcı hayaller kur lütfen. Daha sıkıcı olabilir misin? Gerçek her zaman daha maceraperest, daha eğlenceli. 
Büyüdükçe insan daha çok şey öğrenmiyor orası kesin. Yük biniyor üzerime hissediyorum. Sadece iş, güç, sorumluluk değil bu. Mesela çok fazla gereksiz eşyam var, giymediğim kıyafetlerim var, eğitimlerden, seminerlerden tuttuğum notlarım var (bir kere açıp bakılmadık). Yüküm artıyor. Toz tutar gibi, kir tutar gibi bir çığ gibi... Hafifle (kendime not) Hayat bir filmi iki kere izlemeyecek kadar değerli. Değeri ölümlü oluşundan geliyor. Tüketilebilir oluşundan... Tüketim çılgınlığı bu ya, hayatlarımızı da tüketiyoruz. Günleri bir bir ve fark etmeden... Çanlar kimin için çalıyor? Ya napıcaktık? Bilmiyorum ! Bilen varsa şimdi konuşsun lütfen. Bilmek üzerine olan bu takıntımsa nereden mi geliyor? Ara ki bulasın...
Yeni bir eğitime başlıyorum yakında. Etkilerini yazıyor olacağım. Tomatis.

17 Eylül 2013 Salı

my dream home

http://abduzeedo.com/beautiful-houses-lemperle-residence-la-jolla

Önemli olan nerede olduğun değil kimle olduğundur.

"Yürekten sevdiğin bir kişi varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir..." 

Sevginin bu kurtarıcılığı, temizleyiciliği nereden geliyor? "As you live deeper in the Heart, the mirror gets clearer and clearer" Buradan geliyor işte sevginin şifası. Bizden. Erich Fromm'un kitabını tekrar okuyorum. Sevme Sanatı... Sevgiyle sorunum olduğundan değil. Ama itiraf edelim kimin yok ki! Başlardayım daha. Sevmek için önce özgür olmak gerekir diyor. Ne güzel değil mi? Yani seni sevebilmem için, sahip olmadan, değiştirmeye çalışmadan, olduğun gibi, ilk olarak sana ihtiyacım olduğu düşüncesinden kurtulmam, tamamen tek başıma var olabilmem gerek. Yalnız kalmak değil bu karıştırmayın, tek başına var olabilme gücü. Ancak ondan sonra seni sevebilirim ve bu tamamen özgür bir sevgi olabilir. "Sevgi özgürlüğün çocuğudur, hiçbir zaman baskının değil. "

"Love is gonna save the world" Bunda hemfikiriz. Ne geliyorsa başımıza sevgisizlikten geliyor. (Kim sevmedi söyle seni sayın Başbakan sen çocukken - http://www.youtube.com/watch?v=bg2bkCTbI48)

Similar Posts: http://www.ozgeozbek.com/2012/06/love-is-gonna-save-world.html

5 Eylül 2013 Perşembe

we make stories for everything

Her şey için bir hikayemiz var. Bir sebebimiz.. Sabah erken kalkmadığımız için, ihmal edilmiş bir dostluk, aldatılmış bir sevgili ya da spora gitmediğimiz için.. Okunmayan kitap için, yazılmayan kitap için, yalan söylediğimiz, yanlış yaptığımız için, aramadığımız, sormadığımız, unuttuğumuz için.. Bağırdığımız için, kırdığımız, üzdüğümüz için..

Her şey için bir hikayemiz var. Bir sebebimiz.. Biz inanmakla kalmıyor bir de başkalarını inandırmaya çalışıyoruz bu olan bitene. Ama insan kendinde göremediğini, nasılsa başkalarında çok net görüyor. Gözler içeriye değil dışarıya bakıyor. Halbuki dışarısı bir ışık oyunu bir illüzyon. E=mc2 Halbuki içerisini formüle edemiyoruz.

"Be at least as interested in what goes on inside you as what happens outside. If you get the inside right, the outside will fall into place." Echart Tolle

Herkesin hayatında duvarları vardır. Duvar gibi insanlar.. Dikkat, dağ gibi insan demiyorum, duvar gibi diyorum. Geçilmez, nüfuz edilemez diyorum. Hikayeleriyle yaşayan diyorum, kafasının içinde boğulmuş.. İçeriye dalmamış, içine bakmamış zihnini aşmamış da zihniyle sarhoş olmuş diyorum. Kendi yalanlarına inanan diyorum. Sarsılmaz bir inanç içerisinde duvar gibi, zırh gibi geçilmez delinmez bir iradeyle. 
Siz ne söylerseniz söyleyin, zerre kadar anlamayan, dinlemeyen diyorum. Yok ile var arası ama çok katı...
Herkes zaman zaman duvar olur. Sen de olursun ben de olurum. İstemeyiz bazı gerçekleri duymayı, bilmeyi.. Kulaklara pamuk, gözlere bir perde...
Ama yok bence en zor insan o, belki de en uzak durulası.. Çünkü önceden yazılmış o hikayenin dışına çıktığınızda, hikayedeki kötü kadın olabiliyorsunuz birden, ya da kötü adam.. Rolünüz biçilmiş oluyor yazar tarafından ve size aslında hiçbir şey düşmüyor.
Bizi bölen tüm duvarları yıkalım. Değişime kendimizden başlayıp birer duvar olmayalım.


10 Ağustos 2013 Cumartesi

65 yıl evli kalmak ne demek?

Bir süredir okuyorum, izliyorum, düşünüyorum bir şeyler yazacağım da bekliyorum. Tam olmamıştı. Sonra bir resim gördüm, bir arkadaşım koymuş facebook'a. Resmi paylaşmıyorum kendi ailesine ait olduğundan. Ama hayal edin iki tatlı yaşlı yan yana oturmuş 65 senedir evli.

"65 senedir evli kalmak ne demek? Hala sandalyeyi yan yana çekip oturuyorlar" olarak attığı başlığı ben biraz ciddiye aldım ve üstüne düşündüm. 65 sene o saygıyı ve sevgiyi korumak, hala aynı aidiyet duygusuyla uzaktaki bir sandalyeye değil de onun yanına çektiğin bir sandalyeye oturmak zor bir şey olsa gerek. Kolay değil diyelim. 

Atlaya atlaya yaşadığımız 21. yy insanıyız biz. Görünmeyen şeyleri görmezden geliyoruz. Soyut kavramları hiç yokmuş gibi yaşıyoruz. Mesela dürüstlük, mesela saygı... Ve en kötüsü ne biliyor musunuz, sana ya da ona değil biz kendimize, kendi benliğimize, varlığımıza da saygı göstermiyoruz. Aile, arkadaşlık gibi kavramları unutuyoruz. Hadi itiraf edelim "biz kendi hayatımızı kurtaralım, bu herkesin kendi savaşı" diye düşünmüyor muyuz? Savaş derken bombalardan, silahlardan bahsetmiyorum, sadece var olduğumuz için içinde yer aldığımız kaostan bahsediyorum. 

"Amaca giden her yol mübahtır." Hayır elbette değildir! Ve sırf onlar yaptı diye sizin de yapıyor olmanız, eylemin değersizliğini, yanlışlığını değiştirmez. Bu sadece kanıksadığımızı gösterir. Yani herkes çalıyor diye çalmak... Başkalarının hayatlarından ve "haklarından" çalmaktan bahsediyorum. Buna rağmen, her yol mübah demek kendine saygısızlıktır. Kendimize layık gördüğümüz dünya bu mu bizim? İnsan öyle bir hayat yaşamalı ki; geriye döndüğünde her anının hesabını çocuklarına, büyüklerine, dostlarına ve kendi vicdanına verebilmeli. Sizi anlayıp, onaylamalarından bahsetmiyorum. Bu başka bir şey.

Bir dünya düşle ki, içinde huzur olsun, barış olsun, saygı ve sevgi olsun. İçinde yaşam olsun. Daha iyi anlıyorum şimdi "eğer bir şeyi değiştirmek istiyorsan önce kendinden başla" sözünü. Hepimizin dilinde ah barış, ah huzur. Ama hangimiz buna uygun yaşıyoruz. İsyan etmekten, direnmekten bahsetmiyorum. Sadece eylemlerimizle öyle bir dünya'ya uygun olmaktan bahsediyorum.

Albert Camus : The only way to deal with an unfree world is to become so absolutely free that your very existence is an act of rebellion

Albert Camus: Özgür olmayan bir dünyayla başa çıkabilmenin yolu öylesine özgür olmaktır ki, varlığınız bile bir isyan hareketi olsun.

Bizim eylemlerimiz nasıl bir dünya'ya ait?

20 Temmuz 2013 Cumartesi

gözler kalbin aynasıdır

Bazı insanların gözleri bir değişik bakıyor. Yani bakışlarından anlayabiliyorsunuz. Bu kızda bir şey var mesela diyebiliyorsunuz. Adını koyamasanız da iyi kötü bir şey var. Bazıları daha derin bakıyor, sanki gözün gördüğünden daha fazlasını da içlerinde saklarmış gibi. Bazılar daha hüzünlü, sanki içeriye bir bakış atsan; neler neler yaşanmış gibi. Bazıları kıskançlık dolu bakıyor, kin ve nefret dolu. Sanki sendeki kötüyü, eksiği, yanlışı arıyor. Bazıları boş bakıyor, içi geçmiş, kaybolmuş gibi.

Ve insan yakınlarını, sevdiklerini gözlerinden tanıyabiliyor. Fiziksel olarak bakınca göz renginden fazla fark göremeyen bizler aslında bakışlardan tanıyoruz karşımızdakini. Göz bebeğinin tam ortasındaki boşluk ruha doğru bir kapı gibi, daha içeriye açılan bir aralık. 

Yakından görmeye bile gerek yok bence resimlerden bakınca anlaşılıyor bakışlardaki niyet, zihnin nerelerde ve neyle meşgul olduğu.

HIMYM'da var "crazy eyes" kavramı. Bakışlardan anlaşılıyor insanın niyeti. Çünkü zihin neredeyse gözler de oraya gidiyor. 

11 Temmuz 2013 Perşembe

"it is weird not to be weird"

Dışarıdan bakma içeriden bak, içeriye bak. Neden insanlar birbirini kıskanır, öldürür, nefret eder, tecavüz eder, döver, hep bana hep bana der? Vardır birçok sebebi, hepsi de tamamen kişisel. Dünya üzerinde varoluşumuzun sebebi zaten normal olmayışımız, eksik, yanlış ve düzeltilmesi gereken yanlarımızın oluşu. Negatif duygu ve düşünceler üretiyor sonra da bunları gerçekliğe döküyor oluşumuz. Var oluşumuzun sebebi iyileşmek. O yüzden kızmamak gerek karşıdakine, "anlamıyorum ki neden böyle davranıyor" dememek gerekir. Vardır elbet bir sebebi. Ve sonuçta hepimiz aynı gemideyiz, burada oluşumuzun bir nedeni var. Hepimiz defoluyuz, anlayışlı olmak gerek. 

"Be kind to everyone for we are all fighting a hard battle." 

Ne kadar farklı görünse de dışarıdan yaşadıklarımız, içerinden bakınca hissedilenler hep benzer. İstenilenler, arzu edilenler hep yakın. Bir parça huzur, biraz sevgi ve kabul edilmişlik..  Bu kadar aynıyken, zorla kendimizi ayırmak, yüceltmek ve yükseltmek çabası neden ve nereden. 

İnsan önce kendisini kabul edebilmeli, kendi hatasını yanlışını görebilmeli, kendisine anlayışlı olabilmeli. Ancak ondan sonra bekleyebilirsin insanlardan iyilik ve güzellik hatta belki fedakarlık.  Öncesi sadece kaos.